14 Şubat 2013 Perşembe

Veer-Zaara



Saat yedi buçuktan beri film izliyorum ve üç buçuk saat süren film seyrinden sonra nihayet yorumlarımı  sizlerle paylaşabileceğım. Buyurun romantizm severler yorumlarım sizinle...

  Hint ve Kore filmleri benim en sevdiğim filmlerdir.  Çünkü bu filmlerde hep aşkın ve insanların masumiyeti konu alınır. Bu filmlerde, tırnağına dokunmadan birbirlerini deliler gibi sevmeyi başaran insanlar vardır. Sabır, emek, sadakat ve aşkın gücü vardır.Ve en önemlisi: Kadına Saygı vardır. Onu sahiplenmek, sahiplenirken de asla ona bir eşya gibi davranmamak vardır. Onu sevmekten öte yalnızca mutluluğunu istemek vardır. Onun sevgisini ya da öpücüğünü değil. Hiç bir şey beklemeden sevdiği için fedakarlık yapmak vardır. Deliler gibi sevmek vardır. Onun tırnağına dokunmak şöyle dursun ona bakmaya bile kıyamamak vardır. Bu filmlerde gerçek aşk vardır. Bir çoğumuzun yolunu gözlediği o aşk.



Hint filmlerini o kadar çok seyrettim ki az daha bugün seyredecek bir film bulamıyordum. ki; imdadıma Veer-Zaara yetişti. İzledikten sonra "Şimdiye kadar nasıl oldu da keşfedemedim" dedim. Harika bir film.

 Filmde 22 yıl süren aşkın, onurun, doğruluğun ve cesaretin savaşı anlatılıyor. Bitince de, "İşte tam filmlere konu olacak bir aşk! " diyorsunuz. Tadı damağınızdan gitmeyecek bir aşk filmi: Veer-Zaara...



Şunu da söylemeden geçemeyeceğim; düğünlerine ve kıyafetlerine bayılıyorum. Şu ihtişama ve güzelliğe bir bakar mısınız!

İyi seyirler...

Hayal Kurmak Sorunları Çözüyor





   Hayal kurmanın sanıldığı gibi vakit kaybı olmadığı ortaya çıktı. Kanadalı bilim insanlarının yaptığı araştırmalara göre hayal kurmak beynin birçok bölümünün işlevini artırıyor ve bu sayede karmaşık sorunların çözülmesini sağlayabiliyor. AA Vancouver- Hayal kurmak beyni harekete geçirerek karmaşık sorunların çözülmesini sağlayabiliyor. Kanada'daki bilim adamlarının yaptığı araştırma hayal kurmanın beynin birçok bölümünün işlevini artırdığını ortaya koydu. Ancak araştırmanın en ilginç yanı bir kişi düşüncelere daldığında beynin karmaşık sorunların çözülmesini sağlayan bölümlerinin işlevinin yoğun şekilde arttığını göstermesi. Bugüne dek bu bölümlerin karmaşık sorunlar karşısında yavaşladığı sanılıyordu. Araştırmaya imza atanlardan Profesör Kalina Christoff hayal kurarken bir işe olduğu kadar yoğunlaşılmasa da beynin birçok merkezine başvurulduğunu belirtti. Christoff araştırmanın birçok kişiyi algılarını gözden geçirmeye itebileceğini ifade ederek insanların fikir almaya alışkın olduğunu ve hayal kurmanın iyi bir şey olmadığını sandığını ancak durumun bunun tam tersi olduğunu vurguladı. Bilim adamıinsanların zamanın üçte birini hayal kurarak geçirdiğini belirterek bilimin hayatın bu büyük bölümünü gözardı ettiğine dikkati çekti. Araştırma Amerikan "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlandı.

Alıntıdır.

Harikadan Başka Kelime Bulamadım


Sizlere bir görsel şölen sunacağım. Buyurun iyi  şaşırmalar... :)



Güzellik Havuzu (Yellowstone Milli Parkı ABD) Güzellik havuzuna yakından bakış… Bu gölcük Kromatik Kaynak adı verilen yakınlardaki bir başka gölcüğe bağlı. Su birikintilerinin birinin seviyesi yükseldiğinde diğerininki düşüyor.




Dalga (Utah ABD) Bazıları kurgu filmlerindeki bilinmeyen gezegenleri andıran bu bölgelerin tamamı doğal oluşumlar. Ancak kimilerinin nasıl oluştuğunu açıklama konusunda bilim insanları bile kifayetsiz kalıyor... Jurassic döneminde yani yaklaşık 190 milyon yıl önce oluşan bu bölge Navajo kumtaşıyla kaplı. Kayaçların aşınmasıyla dalgalı bir görünüm ortaya çıkmış.




Kayan Taşlar (Ölüm Vadisi California ABD) Her birinin ağırlığı 300 kilogramdan fazla olan bu taşların tamamen eğimsiz bu arazide nasıl kayabildiğini bilim insanları henüz açıklayabilmiş değil.



Tuhaf Tepeler (Nambung Milli Parkı Batı Avustralya) Doğal kireçtaşından oluşan bu yapıların bazılarının yüksekliği 5 metreyi buluyor. Bu tepeler 25 bin ila 30 bin yıl önce denizin çekilip geriye deniz kabuklarını bırakması sonucu oluşmuş.



Balls Piramidi (Lord Howe Adası Yeni Güney Galler Avustralya) Dünyanın en yüksek deniz tepesi olan 562 metrelik bu piramit tamamen doğal yollardan oluşmuş. Zaman rüzgar ve su…



Hiller Gölü (Batı Avustralya) Bilim insanları gölün rengini açıklamayı başaramıyor ancak pembeliğin alglerden kaynaklanmadığı kanıtlandı.



Büyük Mavi Delik (Belize) Deniz altındaki bu çöküntünün çapı 300 metrederinliği ise 125 metre. Çöküntü deniz seviyelerinin çok daha düşük olduğu kuvaterner buzul çağının çeşitli aşamalarında meydana gelmiş.



Tsingy (Ankarana Milli Parkı Kuzey Madagaskar) Bir dizi halı kalkeri tepesi


Şampanya Havuzu (Waiotapu Jeotermal Alanı Yeni Zelanda) Bu renkli sıcak su kaynağının yüzey sıcaklığı 74 santigrat derece. Baloncuklar ise sudaki karbondioksitin yüzeye çıkmasından kaynaklanıyor.



Tufa Tepeleri (Mono Gölü Sierra Nevada ABD) Mono Gölü bir kapalı havza yani su girebiliyor ancak çıkamıyor. Suyun buradan çıkmasının tek yolu kaynaması.



Bryce Amfitiyatrosu (Bryce Kanyonu Milli Parkı Utah ABD) Kalker kayalarından oluşan tuhaf tepeler ve aşınan kısımlar inanılmaz bir görüntü oluşturuyor.



Puente del Inca (Arjantin) Doğal kaya köprü parlak turuncu ve sarı bakterilerle kaplı. Bu bakterilerin oluşma nedeni ise kaya duvarları kaplayan doğal kükürt kaynakları



Yağmur Ormanı Çöküğü (Kaua-Sarisarinama Milli Parkı Venezüella) Çökükler yer yüzeyindeki çukurların doğal yollardan daha da çökmesiyle meydana geliyor.

Kaynak İçin Tık Tık

Çay







Çay denilince daha içmeden bir sıcaklık gelir içime. Bu sıcaklığı ne kahvede bulabiliyor insan ne de başka bir içecekte. İkindi vaktinin insana verdiği huzur verici zamanlarında babamın yaktığı sigara eşliğinde içtiğim çayları hiçbir içeceğe değişmem. Normalda nefret ettiğim bir şeyin dumanının kokusunu çay sevdirdi bana. Ne zaman sigara kokusu duysam o günleri hatırlarım.

Bazı insanlarda, çay gibi adı anılınca sıcaklık verir insana. Belki çok uzaklarda ama olsun onun adı , onun varlığı bile yeter insana. Hele bir de ikindi vakti gibi, baktıkça insana huzur veren yüzünü görsen, mis gibi kokan tavşan kanı çay içmiş gibi olursun. O yüzü biraz daha fazla görebilmek için yapılan fedekarlıklıklar ise çayın tadını daha fazla almak için şekeri bırakmak gibi sanki. Ağzımız şekersiz çaya alışması belki aylar sürer ama alıştıktan sonra bir daha şekerli çay içemezsin.Genelde de öyle değil midir hayatta? Ulaşmak istediğin şeyleri elde etmek için bir süreçten geçmek gerekir. Bu süreç hep acılı olur. Yahu bu çay sadece içecek değil galiba..

“Karıştır çayını zaman erisin köpük köpük, duman duman erisin.” Sen ne kadar karıştırırsan karıştır belki o zaman geçmeyecek. Ama olsun önemli olan  bardağın dibi çıkıncaya kadar karıştırmak.   
                                                                                                                             
                                                                                                                                       Sıddık

                            

Alıntıdır.

12 Şubat 2013 Salı

İstanbul Bu Kadar Çirkin Gösterilemezdi


 

  Bugün Taken 2 adlı filmi izledim.  Film İstanbul'da geçiyordu. İstanbul'u bir de Hollywood gözüyle görmek istedim. Hay izlemez olaydım! Film berbat! Kendimi buraya zor attım.  Bizim güzel şehrimiz, dünyada eşi benzeri bulunmayan İstanbul; bu kadar çirkin gösterilemezdi. 

  Film bildiğiniz aksiyon filmi. Vurdu, kırdı, gürültü, patırtı, silahlar vs. Aksiyonu sevenler bakabilir. Fakat baktıktan sonra benimle aynı fikirde olacağınıza eminim; çünkü bu aksiyon filmi diğerlerinden bir yönüyle  farklı. İstanbul'u tanıtmak için değil sanki  Türkiye'yi küçük düşürmek için yapılmış. Camilerimizin, hamamlarımızın, küçük pasajlarımızın reklamı fazlasıyla yapılmış. Bu çok güzel. Evet yönetmenin hakkını yememek gerek. Peki ya Murat ve Şahin markalı polis arabalarını kim açıklayacak? Yıkık dökük harabe evleri? Çarpık kentleşmeyi?  Kalabalık insan topluluğunda tek görünen çarşaflı - cübbeli insanları, dilencileri, ve seyyar satıcıları? Bu saydıklarım filmde sıkça görülmesinin amacı ne olabilir?  İnsanların görünmesine söz söyleyemem; halkımızla et-kemik gibiyiz. Tabi ki filmde görünmeleri de normal. Benim kızdığım nokta: Türkiye'yi bu saydıklarımızdan ibaret gösterip, 3. sınıf gelişmemiş ülke profili çizmeleri. Filme baktığımda Türkiye'yi değil İran'ın ya da Hindistan'ın dar sokaklarını gördüm. Bu dar sokaklar yıkık dökük evlerden ibaret. Peki ya İstanbul? Onu ne zaman göreceğiz? 

  Gelelim konusuna... Konusu:  Bir FBI ajanının çeteyi çökertmesi. Ajan ailesiyle İstanbul'a tatile gelmiştir; fakat çetenin onu takip etmesiyle şehrin sokaklarında bir kovalamaca başlar. Ne büyük kahramanlık gösterisi!  Oldum olası Amerikan yapımı aksiyon filmlerini sevmemişimdir; çünkü ülkelerini kahraman göstermekten başka yaptıkları yoktur. İnsanların beynini zımbırtılarla dolduruyorlar. Hepsi bu!

  Amerika'nın onca cana kıydığı, onca ülkeyi yıktığı, yaktığı, onca milleti sömürdüğü, kapitalizm ile insanların emeklerini çaldığı yetmiyormuş gibi bir de kendilerini yücelten "Biz kurtarıcıyız" imajı! Şimdi ben sinirlenmeyeyim de ne yapayım! Bu konuyla alakalı farklı bir yazı yazacağım. Emperyalizme burada dalarsam çıkamam. 

  Uzun lafın kısası dostlar! Biz biz olalım çok çalışalım! Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaralım. Belki Amerika kadar ilerlememiz zor olur; ama coğrafi zenginliklerimiz ve genç nüfusumuz ile Türk parasını kıymetlendirebiliriz.Hatta o zaman geldiğinde;  kendi filmlerimiz ile Türkiye'nin reklamını daha güzel yaparız.

  Tek bir şeye ihtiyacımız var: çok çalışmak. M. Kemal.
  Sevgiler...


9 Şubat 2013 Cumartesi

Günün Sözü


İnsanoğlu Kuş Misali





   Yazdığım bu yazıyı; ailevi ilişkilerime söz söylenmesi ve anlatmak istediğim gerçeğin çarpıtılması sebebiyle sildim.
   İnsanlar yazıyı yazar; okuyanlar da ufkunun genişliği kadar anlar. Hatta bazen anlamak istedikleri gibi anlarlar.
Sevgiler...