İbrahim Tenekeci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim Tenekeci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2013 Cumartesi

Ulu Orta




'seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin 
nazlanırsın ama bir gün gelirsin' 


düşen bir yaprağa bağladım hayatımı 
olsun artık diyorum ne olacaksa 
paralı asker miyim neyim ben 
ekleyip duruyorum sabahları akşama 
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor 
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta 
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim 
nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim 
hem de mayhoş elma tadında. 

kendimi de koysam ayağımın altına 
yine de yetişemiyorum ey aşk, 
omzunun hizasına. 
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu 
ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle. 
budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin 
nereye konsam geri sayım başlıyor 
kurcalıyor beni bir çırağın elleri 
ah,unufak olsam ve desem ki 
ağzın tat görmesin hayat 
kandırdın beni. 

sorma, 
elim kırılsın bir daha 
dokunursam güneşe. 

kılpayı kaçırılmış bir şeyin 
bıraktığı ardında 
neyse oyum ben. 
yaralı serçe,benim için dua et; 
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde 
dr şükrü öncüoğlu'ndan 
üç ayda bir reçete. 

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda 
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla 
çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması 
bir yastık arıyorum kuş seslerinden 
mühim değil sonrası. 

sorma, 
yangın sönseydi suyla 
denizler her akşam böyle yanmazdı. 

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle 
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen 
yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım 
ama 
kıyıya vardığımda 
kendimi unuttuğumu anladım 
karşı kıyıda. 

şiirler söyledim belki duyarsın diye 
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin 
sana seslendim durdum bu küçücük odadan 
acımı duy,sensin pusulam benim 
ki dünya 
silinmiş bir harita 
gibi yabancı bana. 

sorma, 
usulca uzandığında 
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim TENEKECİ

Vefalı Olmak Ya Da Olmamak




İbrahim Tenekeci'den vefa üzerine yazılmış anlamlı bir yazı. 
Vefa kelimesi bir çok değeri kapsar. Dostluk, aile, mücadele, fikirler, duruş, yürüyüş...
Ki: Bu kavram şu sıralar aklımı yeterince kurcalıyor. Okuyunca kafamdaki tuğlalar sırasıyla yerine oturdu. Ve ben: Daha ne desem...
İyi  düşünmeler...

İtibar dergisinin aynı zamanda bir 'vefa müessesesi' olduğunu söylemiştik. Bundan dolayı, bazı kimseler, bizi kıyasıya eleştirmişti. Belli ki, vefa ile müessese kelimelerinin yan yana gelmesine alışık değillerdi. Oysa biz, bu ifadeyi, bir duruşun altını çizmek için kullanmıştık.

Büyük Türkçe Sözlük, vefa kelimesinin karşılığını şu şekilde veriyor: 'Sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat etmek, sözünde durmak.' Dikkat edelim: Tutma değil, durma.

Vefa ile müteveffâ kafiyelerinin çok sık kullanıldığı şu günlerde, aklıma ilk gelen söz, Mehmet Gündem'e ait: 'Vefaya veda etmeyin, iyilik gördüğünüz insanı unutmayın.'

Bir de yasal uyarı: Vefa, imandandır.

Öte yandan, kimse vefasız olduğunu kabul etmez. Herkesin kendine göre 'haklı bir gerekçesi' mutlaka vardır. Hatta eşi benzeri görülmemiş bir nankörlük içinde olanlar bile vefadan dem vurabilir. Necip Fazıl boşuna dememiş: 'Bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor.'

Olumsuz örneklerin beni götürdüğü yer, tam olarak şurasıdır: Vefa, kendini bilmektir. Dönüp bakmaktır. Unutmamaktır.

Bunların kolay olduğunu elbette söyleyemem. Kolay olmadığı için, hep aynı noktaya geliyoruz; vefa ve vefat.

***

'Ayrılıktan şiddetle kaçınmak ve birlikte olmaya ısrarla devam etmek' nasihatine rağmen, insanların yolları ayrılabilir, öncelikleri değişebilir. Öncelik bahsi ve önem sıralaması, uzun bir listedir. Sözgelimi, siz, manzara olsun diye evinizin bahçesine ağaç dikersiniz. Bir başka arkadaşınız da, manzaranın önünü kapatıyor gerekçesiyle ağaçları kesebilir. Galiba budur.

Bize düşen, her türlü olumsuzluğa rağmen, vefa yokuşunu çıkmaya çalışmaktır. Yokuşun sonunda güzel bir şey olmayabilir, olsun.

İnancıma göre, vefa doğuştandır, vefasızlık ise sonradan edinilir. Mesela, "siyasette vefa yoktur" derseniz, vefasızlığı normal bir davranış gibi görmüş ve göstermiş olursunuz. Aynısı, hayatın her alanı için geçerlidir.

Denilir ki, insanın terbiyesi musibet anında ortaya çıkar. Vefalı olup olmadığımız da zor şartlarda, zor zamanlarda kendini belli eder. Üzerimizde hakkı ve hukuku olan insanların zor zamanlarında, onların yanında mıyız, yoksa başka bir yerde mi?

Az biraz mesafe aldığımızda, bizde emeği olanları görmezlikten geliyor muyuz?

Geliyoruz. Üzülerek söyleyelim ki, çeşitli ödeme biçimleri vardır ve bunlardan biri de vefasızlıktır.

Yapılan iyilikler, verilen emekler, elbette alacak hanesine yazılmaz. Fakat vefa diye bir şey varsa, ki var, işte o beklenir.

Emeklerden, iyiliklerden ve sözlerden kurtulmanın en kestirme yolu, maalesef, vefasız olmaktır.

Vefasız kimse, kıymetleri ve emanetleri kırarak, kullanarak ilerler. Oysa dünya taşınmaz maldır ve buradan götüreceğimiz şeyler bellidir.

***

Kusur aramaya başlarsak, kusursuz insan olmadığını görürüz. Aramayalım. Arayacaksak da, önce kendimizden başlayalım.

Yazılarımızı hep bu anlayışla kaleme alıyoruz. Ortanca çiçeğinin de, balyozun da taşkırangiller familyasından olduğunu bilerek.

Ve kadim kural: 'Tahammül eden, şikâyet edenden daha fazla itibar görür.'

İşte bundan dolayı, konuyla ilgili olarak, en kıymetli tavır, Hüseyin Kazım Kadri'nin şu sözüdür: "Dostlarınızdan bir vefasızlık görürseniz, onları sakın kırmayın. Üslup ile geri çekilin."

Bunu birkaç kez denedim. Tavsiye ederim.